7 Şubat Krizi Değil 7 Şubat Darbesi

hakan-fidan-7-subat-krizi

7 Şubat Mit Krizi diye ezberletildi ya, 7 Şubat’ın devamında 17/25 aralık darbelerini tüm detayları ve bilinmeyen taraflarını paylaşıyoruz...

7 Şubat Krizi değil, 7 Şubat Darbesi

 

1- Başbakan Erdoğan’ın ikinci ameliyatını olacağı gündü.

7 Şubat 2012’de akşam saat 16.30’da Başbakan Erdoğan İstanbul’da makam arabasına binmiş, ameliyat olacağı hastaneye gidiyordu.

2- Mesai saatinin bitimine beş dakika kala, yani saatler 16.55’e geldiğinde Ankara’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın telefonu çaldı.. Arayan kişi, özel yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya idi.

3- Oslo görüşmeleriyle ilgili ifadesine başvurulmak üzere şüpheli sıfatıyla kendisini savcılığa beklediğini, gelmezse kolluk kuvveti göndereceğini söylemişti.

4- Kısa bir süre içinde Gülen cemaati mensubu polisler Hakan Fidan’ın evinin civarına geldi. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ifadeye gitmezse evini basarak azılı bir terörist gibi ellerini kelepçeleyip zorla adliyeye götüreceklerdi.

5- Deneyimli MİT Başkanı durumdan şüphelenmişti. Ne yapacağını, kime ulaşacağını düşünüyordu. Başbakan Erdoğan saat 17.00’de ameliyatta olacağı için ona ulaşamayacağını düşündü.

6- Aklına ilk gelen isim olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü aradığında, ona ifade vermeye gitmesini söylemişti. Hakan Fidan tedirgindi. Saatler 17.30’u gösterdiğinde bu sefer de Erdoğan’ın en yakınındaki isimlerden birini aradı.

7- Telefonda, “Savcı Sadrettin Sarıkaya beni ifadeye çağırdı. Evimin etrafını polisler sardı, gitmezsem eve operasyon yapacaklar. Ben ifade vermeye gideceğim ancak Başbakan ameliyattan çıkar çıkmaz kendisine durumu iletin" dedi.

8- Ancak hastanede bıçak altında olması gereken Erdoğan henüz hastaneye gitmemişti. Bu amaçla yola çıkan Erdoğan, bir anda korumasına, “Şu ara sokakta bir aileye evlerine gideceğime dair bir sözüm vardı.

9- Ameliyat için bekleyen doktorlar özel ekip, hastane de özel hastane; bir saat bekleseler de olur. Evin önüne çek" diye talimat vermişti.

10-Sakın teslim olma, sakın kapıyı açma” Yanındakilerden bazıları ısrarla mutlaka hastaneye gitmesi gerektiğini söylese de, Erdoğan bahsettiği eve misafir oldu. Burada otururken telefon çalmıştı.

11- Erdoğan’ın yanındaki telefona cevap veren kişi, Hakan Fidan’ın anlattıklarını Erdoğan’ın kulağına fısıldadı. Hakan Fidan’ı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırıyorlardı. Erdoğan telefonu alarak, “Sakın teslim olma, sakın kapıyı açma” diye talimat verdi.

12- Başbakan Erdoğan’ın ağzından çıkan üç kelime hem kendini hem de Hakan Fidan’ı kurtarmakla kalmamış, Türkiye’nin gidişatını sarsacak bir akışı değiştirmişti. Erdoğan ziyaretini kısa kesip acele yola çıktı.

13- Hastaneye gitmek için yola çıkan konvoy bir kez daha güzergâh değiştirmişti. Havaalanına giden Erdoğan, Başbakanlık TC-ATA uçağı ile Ankara’ya uçuyordu.

14- Daha Ankara’ya hareket etmeden bu kez Hakan Fidan’ın evinin etrafını Erdoğan’ın emriyle özel harekât timleri sarmıştı. Birkaç dakika içinde ilk gelen polisler oradan çekilmezse, “Vur emrini uygulayın” talimatı verilmişti.

15- Hakan Fidan’ın evinin çevresindeki polisler, özel harekâtçıların gelmesi üzerine başta biraz direnseler de daha sonra apar topar gittiler. Erdoğan o gün ev ziyareti değil de söz verdiği saatte ameliyat masasına yatsaydı.

16- Hakan Fidan kendisine ulaşamayacak ve cebren de olsa savcının karşısına götürülecekti. Önceden hazırlanan plana göre paralel savcı tarafından Hakan Fidan’a, Oslo’da PKK ile görüşme talimatını Başbakan’dan aldığı söyletilecekti.

17- Bu ifade üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ameliyat sonrası  narkozdan uyanırken. elleri kelepçeli fotoğrafları tüm medyaya servis edilecekti.

18- Plana göre, “Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan vatana ihanet suçundan gözaltına alındı” haberleri dalga dalga yayılacak, yer yerinden oynayacaktı!

19- Başbakan Adnan Menderes’in İmralı Adası’nda yatağındaki kelepçeli fotoğrafları dünyaya servis edilmişti. Benzer bir olay Erdoğan için tasarlanmış ancak hesapsız bir ziyaret planı alt üst etmişti.
20- Bu olay FETÖ örgütünde büyük bir panik yaşattı. Şimdi Erdoğan kendilerine düşman olacak, ne kadar inkar etseler de inandıramayacaklardı. Zaten yapılanlar MİT kanununa da uymuyordu, soruşturma devletten de gizlenmişti. Alenen DARBE planıydı 7 Şubat’ta olanlar.
fetö ile ilgili görsel sonucu
21- Soruşturma, Savcı Sadrettin Sarıkaya ve Savcı Bilal Bayraktar tarafından gizlice başlatılmıştı. MİT kanununa göre MİT mensupları Başbakanlık’tan izin almadan sanık, hatta şahit olarak bile çağrılamıyordu.
22- Oysa savcılar hileyle devlete kumpas kurmuşlardı. Bir grup savcı ve emniyetçiler ne pahasına olursa olsun bu soruşturmayı yürütmek istiyordu. Çok ketum davranıp her türlü hileye başvurmuşlar,
23- evraklara kayıt numarası bile vermedikleri gibi birçok şüpheliye de kod ismi kullanmışlardı. Başarısız operasyonla açığa çıkan FETÖ TERÖR örgütü üyeleri tedirgin olmakta haklıydı.
24- 2010 Tahşiye kumpası sonrası ikinci kez gözle görülür bir iz bırakmışlardı ve Başbakan Erdoğan’ın ne kadar kindar olduğunu biliyorlardı. Fakat Erdoğan ve hükümet, FETÖ'yü suçlamadı, hatta o yöndeki iddialara sahip çıkmadı. Herkes şaşırıyordu ve buna bir anlam veremiyordu.
25- Erdoğan nasıl olur da, sessiz kalabilirdi? "FETÖ’nün gücü Erdoğan’ı da korkuttu " yorumları bile yapıldı. Oysa Erdoğan düşmanı ürkütmeden tedbirler almakta ve devletin hemen her yerine bulaşmış bu pisliği yok etmeyi kafaya koymuştu.

26- 7 Şubat’a neden sessiz kalındı?

Oysa Erdoğan ile Gülen arasında gizli bir savaş başlamıştı. Ergenekon davaları, tutuklamalar sürerken, Ak Parti ile Gülen cemaatinin içiçe olması, bu savaşın gizli olmasının nedenlerinden biriydi.
27- Erdoğan’ı siyasi anlamda dünya lideri, Gülen’i manevi önder kabul eden çok geniş bir kitle büyük bir sarsıntı yaşayabilirdi. Ayrıca Erdoğan, herkesten fazla cemaatin derin gücünü görmüş, bir anda açıktan savaşmak yerine,
28- Sessizce cemaati devletten uzaklaştıran hamleler yapmayı tercih etmişti. Ama Erdoğan’ın gözünde Gülen cemaati artık, FETÖ’ydü.
29- Nitekim kamuoyunun bilmediği bu hamlelerle bazı yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştı. Gülen’i de çok seven kimi Ak Partili Bakanlar ve milletvekilleri uygulanan yaptırımları görüyor, abdestli-namazlı Gülen cemaatine haksızlık yapılmaması gerektiğini söylüyorlardı.
30- Bazı önemli makamda olanlar uzaklaştırıldığı gibi, cemaatin önceden sorgusuz girebildiği alanlara artık girmemesi sağlanıyordu. Emniyet’e, Milli Eğitim’e, Adalet Bakanlığı’na Gülen Cemaatinin listeleri itirazsız girerken, Erdoğan artık o verilen listeleri aldırmıyordu.
31- Gülen cemaati bunun farkındaydı, bizzat yaşıyorlardı zaten. Bazı Zaman gazetesi yazarları ufaktan Ak Parti’yi hakkaniyet adına eleştirmeye başlamıştı. Ali Ünal, kibirli olmaktan bahseden yazı yazmıştı.
ali ünal ile ilgili görsel sonucu
32- Erdoğan’dan Gülen’e: "Türkiye’ye dön"
Gülen cemaatinin "İmamlar" denilen has kadrosu, etraflarındaki halkalara, Erdoğan’ın artık kibirli olduğunu ve güç zehirlenmesi yaşadığını söylemeye başlamışlardı. Erdoğan’ın planı farklıydı ama Fetö’de bu planı çözmüştü.
33- Alt kademede, yukardaki olayları bilmeyen ve Erdoğan’ı çok seven Gülen mensupları bu söylemlere şaşırıyorlardı. Cemaat zaten yapısı gereği açıktan savaşmayan, alttan alan, yüze gülmeyi tercih eden bir tarza sahipti. Erdoğan da, dışarıya karşı hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu.
34- Hatta Haziran ayında Gülen cemaatinin en büyük gövde gösterilerinden biri olan Türkçe Olimpiyatları’na katılmış, Amerika'da bulunan Gülen'i "hasret bitsin" diyerek Türkiye'ye davet etmişti. Ama Erdoğan’ın amacı farklıydı.
35- Gülen’i memleketine çağıran Erdoğan, “Artık gel” diyerek Ak Partilileri ve Gülen cemaatini çok heyecanlandırmıştı. Ancak, Gülen gelmeyecekti. Pensilvanya’da yanında bulunanlara, bu sözlerin bir tuzak olduğunu söylüyordu. Çünkü Başbakanlıkta casusları vardı.!
36- Ona göre Gülen Türkiye’ye gelirse, giriş yaptığı anda tutuklanabilirdi. Birbirlerine iltifatlı sözler ederlerken, alttan alta büyük savaşlar yaşanıyordu. Erdoğan sessiz sedasız, devletin içindeki Gülen cemaatine set çekiyordu.
37- Ancak Erdoğan, Ağustos ayında tutuklu İlker Başbuğ’a destek çıkarak, Cemaate ilk kez açıktan tavır göstermiş oldu. Bir televizyon programında yaptığı açıklamaları, aslında bazı şeylerin değişmeye başladığının işaret fişeği gibiydi.
38- ''İlker paşamızla alakalı olarak ben yapılan benzetmeleri ve yakıştırmaları asla doğru bulmuyorum. Yani bir örgüt elemanıymış, bir örgütün mensubuymuş gibi bu tür yaklaşımları kesinlikle çok çok çirkin buluyorum.
39- Ergenekon Davası'nın tutuklu sanığı eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ'a ilişkin açıklamalarına Başbuğ, avukatı İlkay Sezer aracılığıyla teşekkür etti.

40- İlker BAŞBUĞ; "Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a 5 Ağustos 2012 günü hakkımda yapmış oldukları samimi ve gerçekçi değerlendirmeleri için çok teşekkür ederim. Görevimiz gereği oluşan mesai arkadaşlığı ,birbirimizi oldukça iyi tanıma olanağını da beraberinde getirmiştir.

41- Erdoğan’ın gizli savaşının açığa çıktığını fark eden Fetö Terör örgütü, onu yıpratmak için bir fırsat buldu: Gezi Olayları. Ancak sinsice yer aldıkları Gezi kalkışması, onların sonlarını getirecek yolun başlangıcı olacaktı.

42- O tarihteki icraata geçirilmeye çalışılan 7 Şubat Darbesi girişimiyle alakalı olarak aradan 6 YIL 6 ay geçtikten sonra operasyon yapıldı. Yani 7 Şubat darbesini yapanlar halen içimizde....

Bir cevap yazın